Kvinnodröm (1955) aka Dreams



Ingmar Bergman'in Kvinnodröm(Dreams),1955 tarihli bu filmi, yonetmenin sinemasinin ikinci doneminin tipik bir ornegi aslinda.Dreams'te kameralarin kadina ve onun ic dunyasina cevrilmis oldugunu, analizlerin butununu kadin-erkek iliskileri uzerinden, kadinin bulundugu konumu erkekleri ifsa ederek, tabiri yerindeyse, kucuk dusurerek gozler onune seriyor yonetmen. Ne kadar kadin karakterlere odaklanmis bir gozlem filmi olsa da, alt metinlerinde dozaji yuksek elestiri oklari yagiyor erkegin hayatinin her alanindaki acizliklerine ve duygunun egemen oldugu her olaydaki beceriksizliklerine.Bergman'in en iyi filmlerinden biri olmadigi kesin fakat anlasilabilirligi acisindan bakarsak, yonetmenin ikinci donem filmlerinin bir amac manifestosu seyircisine sundugu, hatta birinci doneminden de cok kucuk ornekler de bulundurdugu da asikar.


-spoiler-
Kurgu'da birlikte ilerleyen, farkli bakis acilarina sahip iki ayri hikaye hukum suruyor. Ilkinde orta yaslarina varmis moda editoru bir kadin Susanne, tipik bir imkansiz ask yasiyor. Sevgilisinden ayrilali yedi ay olmustur ve bu sure kendisini duygusal anlamda cok yipratmistir. Oyle ki, saglikli dusunemiyor, nevrotik davranislarda bulunuyor, sanrilar goruyor, intihari bile aklina getiryor. Kendine olan guvenini de busbutun yitirmis durumda.Daha onceden guclu ve basarili oldugu cikarimina is hayatindaki bulundugu pozisyondan varabiliyoruz.Nitekim vardigi ruhsal durum,cokusun esigindeki bir karakterin analizi niteliginde. Diger karakter Doris, yasinin ve guzelliginin getirdigi butun toyluklarla ne istedigini bilemez durumdadir. Nisanlisini sevmesine ragmen akli bir karis havada, hayati yasamak isteyen, anlik mutluluklarin pesinde olan bir karakter kompozisyonu sunuyor.




Doris'in hikayesi aslinda kadinlarin genclik doneminin, ki bu hala gunumuz toplumun da da sikca karsilastigimiz bir senaryo, bir elestirel ozeti.


Baba ve ebeveyn rolunun hayatindan cikmasiyla baslayan 20-30 yas arasi guvensizlik sendromu, kadinin bireysel tatmine ulasmasini tekrar eden onsel icgudulere sadik kalmasi kosuluyla olabilecegini dikte ettiriyor.Bu da kadinin bir birey olarak kendini gerceklestirmesi yerine daha ulasilmasi kolay ve duygusal olan fakat kendisine ussal gozuken bir yol secmeye sevk ediyor. Basit bir orneklemeyle, senaryoda gectigi gibi, yasca buyuk, olgun ve zengin sevgili adayi ayni anda hem beyinde konumlandirilan baba konseptiyle ozdeslisirken, vaad edilenler ise ebeveyn kontrolu altindaki konformist ve edilgen hayatin benzer bir tamamlayicisi oluyor. Kendini gerceklestirecek cesarete sahip olmayan kadinin bu cikmaza saplanip kalmasinin garantisini de, neden olan cocuksulugun(infantile) bir sonuca donusmesi ve ayni paradoksun devam etmesi veriyor.

Doris'in hikayesinin anlattiklari 20-30 yas kadinini analiz ederken, Susanne'in hikayesine tekrar donulmesiyle bu sefer 30-50 yas arasindaki modern ve basarili kadinin duygusal sarsintilarini izliyoruz.



Henrik gelmesiyle cok yakinen tanidigimiz, olabildigine gercekci diyaloglari deneyimlemeye devam ediyoruz. Henrik evlidir, cocuklari vardir, zengindir fakat Otto'daki yasliligin getirdigi deformasyonun fiziksel ve duygusal surecinin, erken boyutunu Henrik'te gozlemleyebiliyoruz.Doris ve Otto'daki ironinin aksine, Henrik ve Susanne'in iliskilerini daha soguk bir gercekcilige oturmasinin bir nedeni de olgun iki insanin iliskisine bu sefer tanik oluyor olmamizdir.Otto'nun aksine, Henrik herseye sahiptir kagit uzerinde.Aile,statu,kiyasla genclik,ona asik bir kadin (iki degil) bunlarin hepsine sahiptir Henrik. Susanne'da Doris'in aksine, kendini gerceklestirmis, statu sahibi olmus ama duygusal acidan tatmine ulasamamistir.Ozlem duydugu seyler egosunda oyle buyuk yaralar acmistir ki, duygusal husrani bicimsel siddete basvurmakla sonuclanabilecek durumdadir.Modern toplumun bir hastaligi olan, sahip olma, elde etme gudusu oyle tehlikeli hale gelmistir ki, Susanne ugruna intihari dusundugu adama kavustugunu hissettigi andan itibaren,tatmin duygusu yeni bir asama atlar, sahip olma gudusu ile ilintili hastalikli dusunculerini dinleriz.

Bunlari takiben olaya dahil olan Mrs.Lobelius (Henrik'in karisi) olayi bambaska bir boyuta tasir. Susanne'in hayallerinin hayat bulmus halini yasayan Mrs. Lobelius'in aciklamalari kendisinin de eskiden aynen Susanne gibi oldugu, kiskanclikla yanip tutustugu yonundedir fakat artik hicbirsey hissetmemektedir ve bunun tek suclusu kendisi oldugunu dusunmektedir. Duygusal zekasini bastirmis, acilari sonucu guclu olmus, bunlar sayesinde de Henrik'i bir chowchow kopegi kadar iyi anlamis ve domine etmistir. Bir nevi nihayi noktaya ulasip, kendini negatif yonde gerceklestirmistir.



Henrik: "Buyumek icin oyuncak ayisine ihtiyaci olan bir cocuk gibi, ona olan sevgisi her mantigi reddiyor.Senin icin o oyuncak ayi gibiyim ben."

Susanne:"Karin olsun(gebersin) istiyorum.Karin ve cocuklarin.O kadar cok istiyorum ki korkuyorum."

0 yorum: